Living with Yourself İncelemesi (Spoilerlı ve Spoilersız Seçenekleriyle)

Living with Yourself İncelemesi (Spoilerlı ve Spoilersız Seçenekleriyle)

25 Ekim 2019 0 Yazar: Serkan Saglam

Living with Yourself,başrolünde Ant-Man’den yakından tanıdığımız Paul Rudd’un olduğu Netflix’in yenidizisidir. Living with Yourself, merak uyandıran konusuyla izleyiciyi dizinin içine çekiyor. Toplamda 8 bölümden oluştuğundanve bölümlerin uzunluğu kısa olmasından dolayı dizi çok çabuktüketiliyor. Bu yüzden  Living withYourself, birkaç günde bitirebileceğiniz bir dizi olarak karşımıza çıkıyor.Dizi bu kadar kısa bölümlerine rağmen içinde çok anlamlı mesajlar barındırıyor. Çok bekletmeden dizinin konusunagelelim…

Dizinin Konusu

İşiniz vesevdiklerinizle olan ilişkileriniz git gide daha kötüye giderken mutluluklauzaktan yakından alakanız olmadığını varsayalım. Bu durumu düzeltmek için elinizdenhiçbir şey gelmezken(!), bir gün bir arkadaşınız çıkıp “Tüm sorunlarının çözümüSPA’ya gitmek.” dese “Hadi oradan!” deyip arkadaşınızı kovacağınıza eminim.Üstelik bu SPA’nın fiyatının 50 bin dolar olduğunu söylemiyorum bile. Evet, çaresizbir adamın mutluluğu yakalamak için yapabileceklerinin sınırları yoktur.  Ama Miles (Paul Rudd), sorunlarını çözmek içingittiği SPA’da  klonunun üretilerek herşeyi daha  karışık halinegetirebileceğini nereden bilebilirdi. Hayır, bu bir spoiler değil. Çünküfragmana ya da filmin afişine bakarsanız bu çok rahat anlaşılıyor. Hattadizinin ismi bile kendi ele veriyor. Zaten senaryonun orijinalliğine güvendikleri için dizinin konusunusaklama gereksinimi duymamışlar.

Dizinin en çoksevdiğim kısmı olayları birkaç farklı açından bize izletmesi oldu. Dizi de aynıolayları Miles, Miles’ın klonu ve Miles eşinin gözünden izlemek çokeğlenceliydi. Böylece hikayeye tüm karakterlerin gözünden bakarak onlarla empatiyapabiliyorsunuz.  Bu tekniği daha çokkitaplarda görmeye alışığız. Bu tarz kitaplarını daha çok seviyorum çünküolayları daha iyi anlamamızı sağlıyor. Bu yüzden Living with Yourself butarzıyla sürekli dinamik kalmanızı sağlıyor. Gelelim spoilerlı incelemeye… EğerSPOILER butonunu açmazsanız herhangi bir SPOILER yemezsiniz.

Karşılaştığı sorunları kolay yoldan çözmeye çalışarak mutluluğa ulaşabileceğini sanmak insanoğlunun en büyük sorunlarındandır. Çok uzağa gitmenize gerek yok, bir düşünün. Etrafınızda işinden, sevgilisinden ve okuldan söylenen insanlar olduğuna eminim.  Sorunları nasıl çözmeyi düşünüyorsun diye sorduğumuzda büyük bir çoğunluk “elimden hiçbir şey gelmiyor.” diye karşılık verir. Peki sorunları çözmek için bir şeyler yapmaya, elini taşın altına koymaya ne zaman başlayacağız? Miles, aslında tam da bu tarz insanları temsil ediyor. Çünkü kolay yolu seçip hiç bilmediği bir yere 50 bin TL vererek hayatının daha iyi olacağını düşündü. Hatta hatırlarsınız dizinin ilk sahnesinde  sineği öldürerek “Rica ederim.” diye karşılık veriyordu.  Ölen sineğe iyilik yaptığını düşünmesi bu hayattan bir beklentisi kalmadığını anlayabiliyoruz. Ama yine de ufak da olsa bir çıkış yolu her zaman daha cazip gelmektedir. 

[su_spoiler title=”SPOILER KISMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN” open=”no” style=”default” icon=”plus” anchor=”” class=””]

Miles, kız kardeşine neden mutluluğa ulaşamıyorum diye sorduğunda kız kardeşin ona “Çünkü henüz hak etmedin” cevabını vermesi dizide en net mesajdı. Bu diyaloga kadar Miles’ın başarıyla ulaşmak için gerçekten çabaladığını görmedik. Ne zaman mücadele etmeye başladı, o zaman ibre tam tersine döndü. Klonuyla olan mücadelesi aslında kendiyle olan mücadelesi olduğu için o sahneler aşırı keyifliydi. Kendim en iyi versiyonumla bu mücadeleyi verdiğimi hayal ettim. Gerçekten hiç kolay değil. Eşini klonundan yanı kendinden kıskanması dizinin dinamiklerindendi. Bu sahneleri izlemek güzeldi.

Dizinin başından beri gözüme sokulan Credenza’dan (Miles’ın sürekli çarptığı büfe) bahsetmek istiyorum. Öncelikle Kate’ın gözünden izlediğimiz sahnede bu büfenin önemimi izlememiz önemliydi. Çünkü bu büfe, Miles’ın Kate ile olan ilişkilerini temsil etmektedir. Miles’ın koridordan geçerken sürekli büfeye çarpması aslında ilişkideki sıkıntılı tarafın o olduğunu anlatmaktadır. Kate, klon olan Miles ile aralarında ilişki ilerlemeye başladığında büfeyi evden alıp klon olanın evine getirmişi. Asıl Miles büfenin nereye gittiğini umursamamıştı daha doğrusu eşiyle olan ilişkilerinin nereye gittiğini. Final sahnesinde Miles’ın o büfeyi paramparça ettiğini izledik. Böylece sorunlarını, sıkıntılarını geride bırakarak ilişkisinde yeni bir sayfa açmış oldu.

Klonları araştıran bir birim olan FDA’nın diziye çok şey kattığını söylemeyeceğim. Miles’ı kaçırdıklarında diziye ekstra hareketlilik gelecek diye umutlanmıştım ancak beklediğimi bulamadım. 2. sezon bu konuya daha çok değineceklerini düşünüyorum.

Gerçek Miles’in kendi hayatından nefret ederken klonun onun hayatını kıskanması ayrı bir ironiydi. Aslında sürekli verilen klişe mesajlardan olan “Elinizdekinin kıymetini bilin” mesajını bu şekilde almak keyifli ve anlamlıydı.

[/su_spoiler]

Paul Rudd’un diziyineredeyse tek başına sırtlandığını söylersek yalan olmaz. Kate karakteri sıkgörsek de dizi Miles ve klon Miles üzerinden ilerlediği için Paul Rudd’unoyunculuğunun keyfini çıkarabileceğimiz çok sahne var. Özellikle Miles ve klonMiles arasındaki ruh değişimlerini çok iyi yansıttığını düşünüyorum. Bu dadizinin inandırıcılık seviyesini arttırarak olayların özümsenmesinisağlıyor.  Hızlıca tüketmek için yenidizi arayanlar için Living with Yourself doğru tercih olacaktır. İyi seyirler!