7. Koğuştaki Mucize İncelemesi (Spoilerlı ve Spoilersız Seçenekleriyle)

7. Koğuştaki Mucize İncelemesi (Spoilerlı ve Spoilersız Seçenekleriyle)

18 Ekim 2019 3 Yazar: Serkan Saglam

“Çok duygusal, yanınıza mutlaka mendilinizi alıp öyle gidin.” dedikleri bir film daha vizyona girdi. Her film için yapılan aynı yorumlar artık inandırıcılığını yitirmeye başlamıştı. Klişe sahneler ve abartılmış bir film daha izlemeyi beklerken 7. Koğuştaki Mucize beni çok gafil avladı! Hatta birkaç sahnede kendimi o kadar kaptırmışım ki gözlerimin ne ara dolduğunun farkına bile varamadım. İlk 3 günde 615.411 seyirciye ulaşan  7. Koğuştaki Mucize, filmden çıkanların yaptığı yorumlar sayesinde birinci haftasının sonunda daha çok izleyiciye ulaşacağını düşünüyorum. Bunda oyunculukların payının çok büyük olduğunu fikrindeyim. Özellikle Aras Bulut İynemli ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Ama öncesinde gelin filmin konusuna bakalım.

Film’in Konusu

1983 yılında geçen film, sıkıyönetim komutanının kızını boğulmaktan kurtarmak isterken kızın ölümüyle suçlanan Memo karakterinin hayatını bizlere anlatıyor. Sıkıyönetim komutanının baskılarıyla idam cezasına çaptırılan Memo, sıradan bir insanın aksine 7 yaşındaki kızı Ova’yla aynı zekâ yaşına sahiptir. Bu yüzden küçük kızı öldürmediğini iddia etse de derdini bir türlü anlatamaz. Tabii ki böyle bir karakter için son yıllarda oynadığı rollerle Aras Bulut İynemli biçilmiş kaftan olarak karışımıza çıkıyor.  Bu film, bir Amerikan filmi olsaydı ve bu rolü oynayan kişi aynen bu şekilde karaktere hayat verseydi oyuncunun Oscar’a aday olup olmayacağını konuşuyor olurduk.  Bu yüzden Aras Bulut İynemli bu filmde tebriklerin en büyüğünü hak ediyor.

Oyunculuklar

Aras Bulut İynemli’nın yanı sıra Sarp Akkaya, İlker Aksum , Mesut Akusta, Yurdaer Okur ve Celile Toyon gibi usta  oyuncuları da bir kenara atmak olmaz. Filmin kadrosu  gerçekten çok iyi oluşturulmuş, hepsi rollerinin hakkını vererek oynamış. Bu arada az kalsın en önemli karakteri unutuyordum. 7 yaşındaki Ova karakterini canlandıran  Nisa Sofiya Aksongur’u da ayrı tebrik etmek gerekiyor, harika performans sergilemiş. İçerde dizisinden Alyanak olarak tanıdığımız Yıldıray Şahinler’in canlandırdığı hafız karakterini de nedense komik buldum. Alyanak karakterine alıştığımdan böyle hissettiğimi düşünüyorum.

Yine miUyarlama!

Evet, maalesef bu film de birçok Türk filmi&dizisi gibi Güney Kore’den esinlenilmiş.  7. Koğuştaki Mucize, 2013 yılında vizyona giren Miracle in Cell No.7 filminden uyarlanmıştır. Ancak yiğidi öldürüp ama hakkını yememek lazım. Bu sefer gerçekten ustaca bir iş çıkarmışız ve çok güzel bir eser ortaya koymuşuz. Ana olay benzer olsa da senaryo tamamen yeniden kurgulanmış. Bu sefer karşımızda derslerine iyi çalışmış bir ekip var.  Bence orijinal filmi izleyip filmin eksik taraflarını  belirlemişler. Bu eksiklikler doldurulmaya çalışılmış ve gayet başarılı olunmuş. Çünkü bizim versiyonumuzdaki kurgu ve karakterler de duyguyu seyirciye hissiyatlı bir şekilde aktarıyor. Ben ilk olarak 7. Koğuştaki Mucize izlediğim için Türk versiyonunu daha etkileyeceği buldum. Ancak ilk olarak Miracle in Cell No.7 filmini izleyenler büyük bir kitle de Güney Kore versiyonun daha etkileyeceğini olduğunu savunuyor. Karar sizin…

Filme gitmeden önce yorumlardan etkilenmemek için genelde film hakkında araştırma yapmamayı tercih ederim. Bu yüzden Miracle in Cell No.7 filminden haberim yoktu ve  7. Koğuştaki Mucize’yi izlerken efsane Yeşil Yol (Green Mile) filmini hatırladım. Özellikle Memo’nun küçük kızı kurtarmaya çalıştığı sahne bana Yeşil Yol’daki John Coffey’in sahnesini hatırlattı. Hazır Yeşil Yol demişken akıllara kazınmış “Beni karanlıkta bırakma Patron, ben karanlıktan korkarım.” sahnesini hatırlamadan olmaz. Sahneyi buraya tıklayarak izleyebilirsiniz. 

Film diyalogların içinde barındırdığı metaforlarla çok güzel bir alt metin oluşturuyor. Bu sahnelerden bir tanesine SPOILER kısmında değinmek istiyorum. Eğer SPOILER butonuna tıklamazsanız herhangi bir spoiler yemezsiniz.

“Lingo lingo!”
“Şişeler!”

[su_spoiler title=”SPOILER KISMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN” open=”no” style=”default” icon=”plus” anchor=”” class=””]

Ova’nın mahkumlarla tanıştığı sahne bence filmin en anlamlı sahnesiydi. Mahkumların işledikleri suçları bir hastalık olarak tanıtması altında suç işleyen kişilerin aslında tedavi edilebileceğini ve iyi taraflarının ortaya çıkarabileceğini barındırıyordu. Çünkü hiç kimse içinde saf kötülük barındırmaz. Sadece iyilik, kötülüğün arka planında kalır. Memo’nun saflığından, kalbinin temizliğinden dolayı birçok karakterin iyi yönde değişmeye başladığına da şahit olduk. Memo’yu en başta çok sevmemelerine rağmen onun “ Benim burada çok arkadaşım var.” demesi de aslında olayı çok iyi anlatıyor.

Filmde ölüm olayını melek olmak üzerinden anlatıldığına tanık olduk. Bütün mahkumlar suçlarını hastalık olarak anlatırken cinayet işlemiş birinin Ova’ya kendi suçunu “Ben insanları melek yaparım ama benim suçum bazılarını vaktinden önce melek yapmam.” demesi içinde barındırdığı anlam ve komediyle beraber çok etkileyici bir sahneydi.

Benim en çok hoşuma giden detay hapishane müdürün Harper Lee‘nin Bülbülü Öldürmek kitabını okumasıydı. Kitabın tanıtımını olduğu gibi kopyalıyorum. “Bir “zenci”nin haksız yere suçlanması üzerinden gelişen olaylar; önyargılar, riyakârlık, sınıf ve ırk çatışmalarıyla beslenen küçük Amerikan kasabasının sınırlarını aşıp, insanlar arası ilişkide adaletin ve dürüstlüğün önemini anlatan evrensel bir hikâyeye dönüşüyor.” Böyle bir detayı filme eklemeleri hoş olmuş. Böylece müdürün neden Memo’nun kurtarılmasına yardım ettiğini daha iyi anlıyoruz

Koğuşun içindeki duvarda “Kan öçle değil su ile temizlenir.” yazısı gözüme çarptı. Daha önce Tarihî Sinop Cezaevi duvarlarında bu yazının altında William Shakespeare’in adının yazması gündem olmuştu. Çünkü bu söz Shakespeare’e değil Kaşgârlı Mahmud’a ait olduğu ortaya çıkmıştı ve bu konu gündemi bir süre meşgul etmişti. Bu yazıyı tesadüfen mi yoksa bilerek mi koyduklarını bilemiyorum çünkü yazının altında kimin adının yazdığını göremedim. Filmi tekrar izleme fırsatı bulduğumda bu detaya tekrardan bakacağım.

[/su_spoiler]

Filmden çıkar çıkmaz ilk yaptığım iş Spotify’a ve Youtube’a Lingo Lingo Şişeler yazmak olmuştu. Ne yazık ki şarkıya ait bir paylaşım bulamamıştım. Twitter’dan müzik hakkında birçok tweet atıldığına da denk gelmiştim. 7. Koğuştaki Mucize hesabı, 10 günlük gecikmeli de olsa bu ilgiye kayıtsız kalmadı ve Youtube üzerinden bu müziğin paylaşımını yaptı. Yakında Spotfy’a da düşeceğini düşünüyorum.

Doksanlı yıllarda doğan bir nesil olarak seksenleri sadece izledikleriyle, okuduklarıyla ve duyduklarıyla öğrenen bir kuşağız. Özellikle seksenleri gerçekten yaşayan insanların bu filmden daha çok etkileneceğini düşünüyorum. Çünkü film dönemin siyasi ve sosyal konularına değinmekten asla geri kalmamış. Bunu yaparken birkaç sahnede de çok cesurca davranılmış. Kaliteli film konusunda kısırlık yaşadığımız bu dönemde, kurgusu ve oyunculuklarıyla 7. Koğuştaki Mucize size ilaç gibi gelecektir. İyi seyirler!